hakkimizda

bertan2Fakültemizin 1995 yılı mezunlarından Bertan Atuğ Narlıoğlu 29.06.2015 Pazartesi günü vefat etmiştir. Sektörümüzde başarılı bir kariyer sahibi olan Bertan'a Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyoruz...

25 Ağustos 1972 (İzmir) - 9 Şubat 2010 (İzmir)
İzmir Atatürk Lisesi 101. Yıl Mezunları Andacı - Yıl: 1989
Sayfa 38

Sınıfın uzun boylularının başında gelen Okan (nâm-ı diğer Yamuk) arkadaşlarınca sevilen bir kişidir. Sınıfta genelde sakindir. Fakat her nedense bu sakin insan, yazılılarda birdenbire evrim geçirerek acımasızlaşır. Özenle hazırladığı mikroçipleri teker teker yazılı kağıdına geçirir. Arkasındaki Ziya'dan aldığı havadisleri çaktırmadan çevresine dağıtır. Okan'ın ders dışı faaliyetleri de oldukça yoğundur. Örneğin, trompet sesini çok iyi taklit edebilen Okan, çaldığı hücum komutlarıyla sınıfın aniden birbirine girmesine yol açmaktadır. Bazen eline geçirdiği bir topla daha önce kimsenin görmediği ilginç hareketler yapmakta ve kendisine ne yaptığı sorulduğunda ise basket oynadığını iddia etmektedir. Bir keresinde basket bile attığı rivayet ediliyor. FB'li olan arkadaşımız, Çetin, Ozan, Soydan gibi fanatikler arasında kendini gösterememekte, gösterdiğinde ise sonuç hüsran olmaktadır. Ozan'ın işkencelerine ve Çetin'in kimyasal silahlarına maruz kalan Okan'ın boyunun geçirdiği bir modifikasyon sonucu uzadığı sanılmaktadır. Bütün bunlara dayanmayı başarabildiği ve telef olmadığı taktirde, İTÜ mimarlığa girmek isteyen arkadaşımızın bu dileğinin gerçekleşmesi, bizleri de mutlu edecektir. Okan'a hayat boyu başarı ve mutluluklar dileriz. Hoşçakal Okan...
Dev gibi cüssesinin altında som altından yapılmış çocuk bir kalp atardı. Sevecen, iyiliksever, özverili hepsinden önemlisi pırıl pırıl tertemiz bir kalpti o. Ailesi için, sevdikleri için ve ölümüne sahiplenip benimsediği işi için çarpardı... Beyefendi, saygı gören, sevgi dağıtan, yüce gönüllü, adam gibi adam ve insan gibi insandı Okan...

O yüce gönlüne ailesini ve sevdiklerini sığdırdığı gibi güzel tutkularını da harmanlamıştı orada. Eşi için, kızı için, ailesi için çırpınırdı Okan. Hayatımın en güzel yanları, yaşama sevinçlerimin en güzelleri onlar derdi, çünkü onlar kalbindeki sırça köşkün sonsuz sahibiydi. Mükemmel bir aile babasıydı o... Deli tutkuları vardı, severdi onlarla yaşamayı... Fenerbahçe, fotoğraf, deniz... Her Pazartesi sabahlarında odasından taşan yorumlar, sevinçler, çığlıklar taşan Okan... Her Fenerbahçe şampiyonluğunda, farklı derbi galibiyetlerinde mesaisine bile çubuklu formasıyla gelen Okan... Her Urla gününde, teknik gezilerde, ya da sempozyumlarda boynunda fotoğraf makinesi ile görüntü avlayan, yaşadığı anlara dikdörtgen kare alanlarda sonsuzlaştıran Okan... Her Urla gününde her fırsatta kendini derin maviliklere atan Okan. Denizde iken yorulmaz, çalıştığını hissetmez, denizi işten saymazdı. Çok ta yakışırdı, yakıştırırdı kendini bu işe. O anlarda, bir o kadar derin, okyanus kadar engin, kalpten bir adam olurdu. Altın kalpliydi o, adam gibi adam ve insan gibi insandı Okan...

İşini severdi, çalışmayı severdi, kimsenin yapamadığını yapar, hiçbir iş elinden kurtulmazdı. Sahip olduğu bilgi, edindiği tecrübeler ve ulaştığı hedef bilim dünyasında onu emsalsiz "eşsiz" bir noktaya getirmişti. Ürettikleri, ortaya koyduğu çalışmalarla böbürlenmez, aksine bunları yardımseverliği sayesinde ülkenin her yanındaki genç ve yaşlı her araştırıcı ile severek paylaşırdı. Karanlıkta çakan bir fener gibi yolu aydınlatandı o, adam gibi adam ve insan gibi insandı Okan...

Kelimelerin tükendiği, sözün bittiği yerde ne denilebilir ki... Hayatı ve zamanı durduran ansızın gidişiyle açtığı onmaz yara, kalplerimizdeki derin boşluğu güzel anıları, sıcacık sevgisi ile eşsiz kişiliğiyle dolduruyoruz.

Gittiğin yıldızlar ülkesinde altın kalbin mutlu, eşsiz ruhun şad ve mekanın cennet olsun... Ekmek gibi, su gibi ihtiyaçtı o, kısacası adam gibi adam ve insan gibi insandı Okan...

Bırakıp gittin bizi,

Seni unuttuk sanma sakın.

Zaman alışmayı öğretir belki ama,

Unutmayı asla...

KARA GÜN

Bugün Urla'da gün söndü
Güneş kaçtı, Deniz karardı
Melek İskelenin kıyısında atmış ağını
Sen bir nefes aldın ve daldın
Balıklar gördü, bağırdı ve ağladı
Dostun söktü aldı bedenini kara maviden
Uçurduk seni hastaneden hastaneye, çığlık çığlığa
Kalbin bırakmadı bizi
Defalarca geri geldi
Fakat ruhun bırakmış bizi
Ocağına ateş düştü, annen, eşin, kardeşin
Küçük kızın aramızda dolaşıp senin yüzünü aradı
Dostlarının kalbi daha çok kanadı
Biraz sonra gün doğacak
Bedenin toprağa kavuşacak
Ruhun dünyanın son gününe kadar
O çok sevdiğin mavi sularda dolaşacak...

Şükrü YILDIRIM
04:20, 10.02.2010

2 Haziran 1963 - 10 Temmuz 1999